NAMAZ BİR NİŞAN YÜZÜĞÜ

Namaz, bir nişan yüzüğüdür. Nişan yüzüğünü takan bir insan, nasıl bir sevgili ile nişanlanmış oluyor, bir sevgiliden başkasına ait olmadığı kesinleşmiş oluyorsa, namaza başlayan ve devam eden bir insan da Mahbub-u Bakî’sini, Ezelî ve Ebedî sevgili’sini bulmuş oluyor.

Böyle bir insan namazıyla şunu demek istiyor: Ben Hakiki Sevgilimi buldum. Ki o Allah’tır. Ben Ondan başkasına ait değilim, ben sadece ve sadece O’nun kuluyum, başka hiç kimsenin kulu olamam. Beni O yarattı, ihtiyaçlarımı O karşılamaktadır. Hakiki yar ve gerçek sevgili O dur.

Namaz insanı, bir çok şeye kul olmaktan kurtarır, yalnız Allah’a kul eder. En büyük, en sağlıklı özgürlük de işte budur. Onun için Mevlânâ: “En büyük özgürlüğü Allah’a kullukta buldum.” demiştir. Ve yine demiştir ki: “Allahım! Köleler efendilerinden kurtulunca hür ve mutlu olurlar, bense Sana kul ve köle olunca hür ve mutlu oldum!”



NAMAZ VE MAYA

Günlük 24 saat ömrün içinde beş vakit namaz için ayrılan bir saat, bir kaşık maya gibidir. Bir kaşık maya ile nasıl kocaman bir tencere sütü mayalar ve yoğurtlaştırırsınız, her gün namaza ayırdığınız bir saatle de o kocaman gününüzü mayalar ve 24 saatinizi namazlaştırmış olursunuz. Üstad Bediüzzaman’ın “Namaz kılan insanın dünyaya ait diğer mubah işlerinin hepsi ibadet olur.” sözünün anlamı da bu olsa gerek.



BEŞ VAKİT NAMAZ

Beş vakit namaz, mü’minin günahlarına keffaret, Allah’ın iyiliklerine teşekkürdür.

Ruhun ab-ı hayatı, kabrin karanlığında kandildir.

Ahirette, büyük mahkemede senet ve berat, sırat köprüsünde nur ve buraktır.

Şeytanı ve şeytanlaşmışları çatlatan, Allah’ı ve Allah dostlarını memnun eden,

Allah’ın cennetine ve cemaline kavuşturan bir ibadettir.



ÇAMURA DÜŞMÜŞ ALTIN

Namazsız insan, çamura düşmüş bir altın gibidir. Çamurda görülen bir altın nasıl alınır, silinir, parlatılır, layık olduğu yere konulur. Namazsız insan da günah çamuruna düşmüştür veya düşürülmüştür. Böyle bir insan her ne kadar bu çamura düşmüşse de bu bir insandır, denilmeli, tutup ordan kaldırılmalı, yunmalı, yıkanmalı, layık olduğu yere, namaz seccadesine taşınmalıdır.

Çünkü namaz seccadesi bir asansör, namaz da alay-i illiyyine, yüceler yücesine Firdevs cennetlerine çıkmak için düğmeye basmaktır.

Bu yardımı çamura düşmüşlere çok görmeyelim. Kızmak yerine, acıyalım. Batan gemiden denize saçılan petrole gırtlağına kadar gömülen, bu yüzden uçamaz ve yüzemez hale gelen martılara acıdığımız kadar, günah ziftine saplanmışlara da acıyalım, tevbe sabunu ve namazın berrak sularıyla temizlenebilmeleri için onlara yardımcı olalım. Böylece hem kendimizi, hem de onları kurtarmış olalım.



NAMAZ, İNSANIN ŞARJI, NAMAZ VAKİTLERİ DE ŞARJ OLMA ANI

Namaz, insanın Allah’la buluştuğu ve konuştuğu andır. Namaz, insanın Allah’ın feyziyle şarj olma anıdır. Şarj olmamış veya şarjı bitmiş cep telefonunu bir düşünün. Böyle bir telefonun tenekeden farkı var mı?

Namazı olmayan bir insan, şarj olmamış veya şarjı bitmiş telefon gibidir.

Böyle bir insanın yararlı hale gelmesi, görünen ve görünmeyen alemlerle iletişime girebilmesi için şarj olması lazım. Namaz insanın şarjı, enerjisi, düzeni, disiplini, canı ve moralidir. Namaz vakitleri de şarj vakitleridir.



NAMAZSIZ İNSAN VE HUŞÛSUZ NAMAZ

Namazsız insan, şarj olmamış bir telefona, şarj olmamış bir telefon da tenekeye benzer, dedik. Huşusuz yani gafletle namaz kılanı da, şarj olsun diye prize takılan, ancak kablolarındaki kopukluk nedeniyle akımla temas sağlayamayan ve bir türlü jarz olamayan telefona benzetiyoruz.

Siz telefonu şarja koymuşsunuz görünüyor ama, telefon bir türlü şarj olmuyor. Neden? Ya kablolarda kopukluk var. Ya da akım gelmeyen bir prize girmişsiniz. Huşusuz yani bilinçsiz namaz kılan adam da böyledir. Adam namaz kılıyor görünüyor ama namaz kılmış sayılmıyor. Neden? Çünkü kalıbıyla namazda ama kalbiyle namazda değil. Gövdesi namazda ama, aklı başka yerlerde. Telefon da şarj oluyor görünüyor ama elektrikle temas sağlayamadığı için bir türlü şarj olamıyor.

İmam kardeşlerimiz de bu hususta çok dikkatli olmalı, huşûsuz namaz kıldırmamalıdırlar. Aksi halde sadece kendi namazları değil, arkasına aldıkları cemaatin de namazlarının geçersizliğine sebep olurlar, ki Allah korusun bu çok büyük bir vebaldir.

Cemaat böyle bir namazdan sorguya çekilmeyebilir. Çünkü onlar masumdur, hatta cemaatle namazın sevabını almak için koşmuş gelmişlerdir. Ve niyetlerine göre de bu sevaba nail olmuşlardır. Ama imam, o cemaatin namazından sorumludur. Çünkü cemaat imama uymuştur, ona güvenmiş ve ona teslim olmuşlardır.



BİN DOLAR BİR KİLO DOMATESE VERİLİR Mİ?

-Bin dolar, bir kilo domatese verilir mi?

-Verilmez.

- Biri kalkar verirse böyle birine ne derler?

-Parası çok, ama aklı yok, derler.

Şimdi soruyorum:

-Bin dolar mı kıymetli, insanın başındaki aklı mı?

-Bırakın bin doları, akıl, dünyadan da, hatta cennetten de pahalı. Çünkü akıl olmazsa ne dünyanın, ne de cennetin tadı çıkar.

-Madem öyle, dünyadan ve cennetten pahalı bir cevher, bir kadeh içkiye, üç-beş saniyelik bir zevke verilir mi? Kumarda ve gayr-i meşru eğlencelerde zayi’ edilir mi? Böyle şeylerle insan aklını ve huzurunu bombalar mı? Bu kadar basit şeylerle aklını ve huzurunu bombalayana akıllı denilir mi?

Öyleyse akıl neye harcanırsa değerini bulur? Akıl, dünyadan ve cennetten daha üstün, daha pahalı şeylere harcanmalı. Akıl, yaratıcısına, sanatkârına yani Allah’a harcanmalı. Akıl, namaza, cihada ve Allah’ın rızasına, Peygamber’e ve Peygamber’in davasına harcanmalı. İşte o zaman akıl değerini bulmuş olur. Böyle bir insan her şeyi kazanır. Böyle bir insanın arkasından cennet koşarak gelir. Böyle bir insanın dünyayı sevmesi, eşini sevmesi, çocuğunu sevmesi, işini sevmesi, evini, bahçesini sevmesi, yemeği sevmesi helal olur. Ama Yaratıcısına ve O’nun rızasına harcanmayan akıl, ne kazanırsa kazansın, neyi severse sevsin, Allah razı değil ise, kazandığı ve sevdiği her şey başına bela bulur.



Vehbi Karakaş